HİKAYELERİM
Ümit Aslan, Ataköy, Baklan Hadım, Denizli

BÜYÜK SÖZÜ
Sıcak bir yaz günü babam ve ben tarlaya gidiyorduk ve tarlanın yanındaki büyük kanalın (ana kanalın) suyu çok az ve dibinde küçük balıklar yüzüyordu.
Ben babama: Baba ben kanala girip de balık yakalayabilir miyim? Diye sorunca babamın yanıtı hayır oldu o halde ben balıkları seyredeyim deyip orada kaldım, ben onu dinlemeyip babam tarlanın içine doğru yol alınca paçalarımı sığayıp hemen kanalın içine indim.
Bir poşetin içine bol miktarda su ile baya balık doldurduktan sonra sıra geldi kanaldan çıkmaya. Ben poşeti yukarıya attım ama poşet patladı, su ve balıklar kanala tekrar geri girmiş oldu.  Artık kanaldan çıkma zamanı idi. Tüm uğraşılarıma rağmen kanaldan çıkamıyordum. Kanalın kenarları öyle kayganlaşmış ki kayıyordum.  İş zevk, gırgırlıktan çıkıp ciddiye binmişti ben hiç durmadan geriye çıkıp ileriye doğru koşuyordum, tekrar aşağıya kayıyordum. Bir saat daha zaman geçtikten sonra sular yavaş, yavaş artmaya başladı, ben korkmaya başladım. Daha da hızlandım ama nafile. Sular iyice artıyordu ve benim hareket etmem güçleşiyordu. Sular benim belimi geçmişti ve boynuma kadar yükselmişti. Artık ağzıma ve burnuma girmeye başlamıştı.
Ben aniden fırladım ve babamı gördüm, benim yatağımın başucunda duruyor ve uyanmam için benim yüzüme su serpiştiriyor kalksana oğlum vakit geç oldu diyordu. Ben babama bakıp gülmeye başladım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra babama gördüğüm rüyayı anlattım çok şükür ki yaşadıklarım rüya imiş. Daha sonra hep beraber neşeli bir kahvaltı yaptık. Babam gördün mü büyüklerinin sözünü rüyanda bile dinlemelisin dedi.
 

 

EN GÜZEL MACERALARIMDAN BİRİ
                           
Geçenlerde bizim bahçeden çıktım, şöyle harman yerinden istikamet Dağal’a doğru gezerek gidiyordum, birden büyük bir gürültü oldu! Ortalık ultraviyole bir ışıkla kaplandı ve gökyüzünden büyük bir yuvarlak uzay aracı önümde yere indi. İçerisinden çok güzel bir kız indi dilimizi bilmiyordu, bana işaret etti içeri gelmemi söyledi bende hiç terettüp etmeden uzay aracının içerisine bindim. İçeride binlerce yanıp sönen rengârenk ışıklar düğmeler vardı.
Ben hemen kaptan koltuğuna oturdum, bir düğmeye bastım aniden uzay aracı hareketlendi ve beni bilmediğim bir yere götürdü, orada araçtan indim geriye dönüp araca baktığımda araç buharlaştı ve kayıp oldu. Şöyle bir etrafıma baktım. Ortam çok güzeldi tam karşımda yemyeşil bir dağ vardı. Oradan aşağıya doğru bir şelale vardı, baya yükseklerden aşağıya doğru iniyordu hoş bir ses çıkarıyordu. Su ile birlikte büyük, büyük kuşlar aşağıya süzülüp tekrar yukarıya çıkıyorlardı. Yamaçlarda kırmızı, mor, sarı ve pembe çiçekler vardı. Öyle oralara bakakalmışım. Şelalenin önünde masmavi berrak sulu bir göl vardı. Sağ tarafımda karla kaplı bir tepe vardı çocuklar kartopu oynayıp kızak kayıyorlardı, sol tarafımda sonbahar vardı, ağaçların yaprakları dökülüyordu, sincaplar, kediler, köpekler koşuşuyorlardı, arkama döndüğümde yaz vardı, her taraf hububat dolu idi, hele o ağaçlar; envai çeşit meyveler o şeftaliler, o kirazlar ve daha neler, neler.
Birde şöyle dikeldiğim yere baktım, bir sürü insanlar vardı, çocuklar vardı hepsi gülüyorlardı, mutlu idiler. Birde arada dolaşan hayvanlar vardı, sırtlarında bir masa ile dolaşıyorlardı. Masanın üzerine, ne yemek veya içmek istediğini düşünüyordun. Hemen o masada onlar sunuluyordu bende aç değildim fakat yinede masanın birisini yanıma çağırdım üzerinde çatal bıçak ve kaşık vardı. Hemen bir spagetti düşündüm ve geldi birkaç lokma yedim karşıda duran kırmızı, kırmızı kirazları düşündüm hemen dallarından koptular ve uçarak soframa geldiler tabii bende afiyetle yedim neyse uzatmayalım.
Yemeğimi yedikten sonra, ful otomatik bir diş fırçası geldi. Benim dişlerimi fırçaladı arkasından ıslak bir mendil, geldi elimi ağzımı yıkadı gitti. Ben çok keyifli idim şöyle şükür Allah’a dercesine ellerimi yukarı kaldırdım, aman Allah’ım ben uçuyordum, demek ki ellerimi yukarı kaldırınca uçuyordum. Ellerim havada olduğu müddetçe yükseliyordum, ellerimi aşağı indirince iniyordum ve kollarımı yana açarak omuz hizasına getirince de yüksekliğimi koruyup işaret parmağımla işaret ettiğim yöne doğru süzülüyordum.
Baya büyük bir leylek geldi, yanı başımda uçuyordu, ben ona baktım o bana baktı sanki kuş gülüyordu. Sonra şöyle sola doğru kaydı ve bir sefer yan yuvarlandı tekrar eski konumuna geldi. Bende onu taklit ettim çok zevkli idi. Aşağıdaki herkes ufacık görünüyorlardı, neyse ben leylekten ayrıldım. Şöyle bir araştırma uçuşu yapmaya karar verdim.
Etrafı gökyüzünde süzülerek seyrediyordum ki birde baktım annem başıma dikilmiş, haydi kalk yavrum, sonra okula geç kalacaksın haydi çabuk gel, ben kahvaltını hazırladım kahvaltı yap diye beni uyardı.
 
 
          Ümit Aslan
                              5 / A No: 66

 





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: İsimsiz( ), 01.10.2012, 16:37 (UTC):
Her hikayenin sonunda anne yada babanın seni uyandırması şart mı ? Tavsiyem başka şekide sonlandır..

Yorumu gönderen: Gürkan VURAL( gurkanvural65hotmail.com ), 25.02.2010, 09:22 (UTC):
Sevgili Ümit yazıların çok güzel hatta mükemmel , rica ediyorum yazmaya devam et,başarılarının devamını diliyorum.
Düşürçe ve aklına gelenleri bu kadar yazıya aktarabilen çok az öğrenci demiyorum,çok az insan kaldı.

Yorumu gönderen: rıza izan( rizaizan_09hotmail.com ), 17.07.2009, 07:46 (UTC):
ümitçiğim rüyalarını çok güzel kaleme almışsın.yazmaya devam et.rüyada istediklerin anında önüne geldiği gibi cennette de istediklerimiz anında önümüze gelecek.Rabbim bizi cennetine kavuştursun inşallah.Tabi istiyorsak çalışmalıyız.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
Ataköy, Baklan, Hadım, Denizli, köyü
 
Bu siteyi İlköğretim Öğrencilerine
tavsiye ederim
Facebook beğen
 
Reklam
 
 

Reklam
 


Sayın Yusuf Gündüzün sitesi
 
Bugün Tekil 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
...................................................denatakoy.tr.gg